19’uncu yüzyılda komşu iki yalının sahipleri arasında yaşanan aşk, Halid Ziya Uşaklıgil’in ölümsüz eseri Aşkı Memnu’ya bile ilham vermişti. Osmanlı sarayını karıştıran aşk, hazin sona ermişti.

Burak Artuner

Ünlü yazar Halid Ziya Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu” isimli ölümsüz eseri Türk romanının en çok okunan eserlerinden birisi olduğu gibi geçtiğimiz yıllarda çevrilen dizisi de en çok izlenen dizilerden biri olmuştu. Uşaklıgil, günümüz Türkçesiyle “yasak aşk” anlamına gelen “Aşk-ı Memnu”da, Osmanlı’nın son devrinde İstanbul’da bir aile çevresindeki yozlaşmış ilişkileri anlatıyordu. Romanın geçtiği dönemde, Osmanlı sarayı Aşk-ı Memnu’nun en unutulmazlarından birine şahit olmuştu. Olayın kahramanları ise birbirlerine komşu yalıda oturan, Padişah V. Murad’ın kızı Hatice Sultan ile amcası İkinci Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’ın kocası Kemaleddin Paşa’ydı.

TAHTTAN İNDİRİLEN V. MURAD’IN KIZI

Hatice Sultan, daha sonra tahttan indirilecek V. Murad’ın büyük kızıydı ve babası tahta geçtiğinde 6 yaşındaydı. Ancak çok kısa süre sonra babası tahttan indirilmişti. Yerine babasının kardeşi, amcası İkinci Abdülhamid oturmuştu. Bu dönemde babasının Çırağan Sarayı’nda tutulması ve yaşadıkları eziyetler, onu içten içe amcasına karşı bir düşmanlığa sevk etmişti. Diğer kardeşlerinden daha güzel bir genç kız olarak Çırağan’da büyüyen Hatice Sultan, 30’lu yaşlarına merdiven dayadığı halde, evlendirilmeyeceğini görünce, amcası Padişah İkinci Abdülhamid’e haber, “Sarayın haremağalarından birine verilerek bu zindandan kurtarılmasını ve müstakil bir daireye sahip edilmesini” istedi.

Fotoğraf altı: Tahttan indirilen V. Murad’ın kızı Hatice Sultan.

ABDÜLHAMİD EVLİLİK HEDİYESİ OLARAK YALI VERDİ

Padişah İkinci Abdülhamid, bunun üzerine yeğenini Yıldız Sarayı’na yanına aldı ve aylarca misafir etti. Ancak kimse hálá hayatta olan bir eski padişahın kızını istemeye cesaret edemiyordu. Abdülhamid, Hatice Sultan’ı, Enderun’dan yetişmiş, kimin nesi olduğu meçhul, tahsilden mahrum, yaşı geçkince, uzun kara bıyıklı Vásıf Efendi’yle evlendirdi. Hatice Sultan’a Ortaköy’de bir yalı verilmiş, Vásıf Bey de damad olduğundan paşa rütbesine yükseltilmişti.

Fotoğraf: Ortaköy’deki Hatice Sultan yalısı.

KOCASINI YANINA YAKLAŞTIRMADI

Ancak Hatice Sultan, hiç beğenmediği bu kocayı bir hayli zaman yanına yaklaştırmamış, selámlıkta yatırıp kaldırmıştı. Hatice Sultan, bu evlilikle ilgili, Padişah’ı her fırsatta “Kendi kızlarını Gazi Osman Paşa’nın oğullarına verdi de, bizi kimlere münasip buldu?” diyerek eleştirmekten kaçınmayacaktı.

Fotoğraf: Abdülhamid’in kızı Naime Sultan.

KOMŞU YALININ SAHİBİ PADİŞAHIN KIZI NAİME SULTAN’DI

İşte bundan sonra Hatice Sultan, kuzeni olan Abdülhamid’in kızı Náime Sultan’ın kocası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın oğlu Kemaleddin Paşa’yla ilişki yaşamaya başladı. Birbirlerine komşu yalılarda oturan iki áşığın, birbirlerine yazdığı mektuplar, Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu” romanının gerçekten yaşanmış bir örneği olarak bugün hálá arşivlerde duruyor.

Fotoğraf: Ortaköy’deki Hatice Sultan Yalısı ile Naime Sultan yalıları komşuydu. Hatice Sultan bu yalıda otururken, yandaki yalıda kuzeniyle evli olan sevgilisi Kemaleddin Paşa’yla mektuplaşıyor, kendisini hatta yalısına alıyordu. Naime Sultan yalısı daha sonra bir yangında kül oldu

“KEMALCİĞİM RUHUM, ÖMRÜM…”

Hatice Sultan’ın (Kemalciğim, ruhum, ömrüm) diye başlayan bir mektubunun altında, “26 muharrem 322, 12 Nisan 1904” tarihi bulunuyor. Diğerlerinde ise tarih yok. Bu mektup, söz konusu tarihte ikili arasındaki ilişkinin sürdüğü anlaşılıyor, ancak aşkın ne zaman başladığı anlaşılamıyor.

Kemaleddin Paşa’nın çok uzun bir mektubu, bu aşk macerasının nasıl başladığı yolunda ipuçları veriyor:

“(…) Bir gün sarayınızın önünden kayıkla geçerken fonograf çalınıyordu. Efendiciğim pencere önünde idi. Bir gökyüzüne, bir size baktım. Bir ümidin parlaması ile ruhum aydınlandı. Sizi görmeye, sizden bir zerreye olsun bakabilmeye şiddetle muhtaçtım.”

KARISI İÇİN “HASET EDEN BİR GÖLGE” DİYORDU

Kemaleddin Paşa, köşkün bahçesinden, sevgilisinin köşkünün penceresine bakıp, kendisini gördüğündeki duygularını, Tanrı’ya karşı hisleriyle karşılaştırarak mektuplarından birinde, şöyle tanımlıyor:

Haset eden bir gölge

“Yárabbi gördüğüm nedir? Esrar mı içtim, divane mi oldum, kendimden mi geçtim, yoksa rüyada mıyım? Yárabbi, Yárabbi, gözüme görünen ey İláh sen misin, nurun mudur? İláhî ne sonsuz kudretin var? Boğulurcasına kendimden geçerek, titreye titreye o köşeye yaklaştım. O iláhi hitabınıza kulak verdim. Tanrının sıfatına yaraşan harikulade kudretiniz karşısında kendimden geçtim. Mánalar áleminde Tanrının cemálini görmekten farkı olmayan bu fevkaláde görüş bütün gücümü, takatimi kesti, nurlu yüzünüz karşısında eridim. Sanki vücudum toprak olmuş, sizi bir şerbet gibi ruhumla içiyordum.” Kemaleddin Paşa, bir başka mektubunda eşi Náime Sultan’ı “Arada sırada hased eden bir gölge…” olarak tanımlıyor ve şöyle soruyordu, sevgilisine: “Ne yapmalı Allahım? Ne zalim hayal… Ne yapmalı Allahım, nasıl tahammül etmeli… Ey sevdiğim melek sultanım bir çare, bir ümit (…)”

GİZLİCE YALIYA GİRİP ÇIKIYORDU

Kemaleddin Paşa ile Hatice Sultan, yan yana olan köşklerin pencerelerinden bahçeye sarkıtılan iple mektuplaşıyordu. Mektuplardaki bazı satırlar, Kemaleddin Paşa’nın gizli yollardan Hatice Sultan’ın yalısına girdiğini de gösteriyordu. Hatice Sultan, her yeni mektubunda duygularını daha çok açıklıyor, bu ilişkinin öğrenilmesinin muhtemel sonuçları üzerinde de kafa yoruyordu:

“Mektubunuzu okudum. Fikir ve arzularınızın hepsi bana olan aşk ve muhabbetinizden geliyor. Bunun için sevinmemek kabil değil, teşekkürler ederim. (…) Bir şüphe, husumetini uyandıracak bir hareketim, beni mahveder. Büsbütün ayn yaşamak, ah benim de en şiddetli arzum zaten bu değil midir? Fakat böyle bir şey açık bir sebep olmayınca nasıl olur? İsmim ve haysiyetim de mahvolur. Hásılı sevdiğim, bu günkü halde hakkımızda en hayırlı yol bu hálimizin devamıdır.”

TESİRLİ BİR ZEHİR

Hatice Sultan, bir başka mektubunda ise Kemaleddin Paşa’ya yaşadığı aşk acısını şöyle kaleme alıyordu:

“Kemalciğim, ruhum, ömrüm… Of, Offf, Yá Rabbi bu uğradığım şiddetli aşk, bu emel ve arzular için bana kuvvet ihsan et, bu sevdayı kalbimden çıkar. Kemalciğim, Kemalciğim, senden bir şey istiyeceğim: Kapıldığım ve ölmedikçe kurtulamayacağım bu tehlikeli halimden kurtulmak için senden bir şey isteyeceğim, merhamet et.. İstediğim şey hemen tesir edecek bir zehirdir. Söylüyordunuz, öldükten sonra muayene edildiği zaman teşhis olunmuyormuş. İşte o zehiri istiyorum. Rica ederim, bana o zehiri lütfet. Çünkü bu elem ve ıstıraba artık tahammül edemiyeceğim. Ooooffff.”

AŞK MEKTUPLARI PADİŞAH’IN ELİNDE

Bir süre sonra bu mektuplar, Abdülhamid’in eline geçti. Padişah hemen kızını, Kemaleddin Paşa’dan boşattı. Tüm unvanlarını elinden aldığı damadını, Bursa’ya sürgüne gönderdi. 5 yıl sonra Abdülhamid tahttan indirildi, Kemaleddin Paşa serbest bırakıldı. Meşrutiyet ilán edildikten sonra Hatice Sultan, yüklü bir miktar para ödeyerek kocası Vásıf Paşa’dan boşandı. Artık iki sevgilinin evlenmelerinin önünde hiçbir engel kalmadığı sanılırken, bu aşk, hürriyet içinde tarihe karıştı. Hatice Sultan, bir gezinti yerinde gördüğü genç ve yakışıklı Rauf Hayri Bey ile evlendi. Cumhuriyet’in ilanından sonra hanedan mensupları ile yurt dışına çıktı; kocasının nafakası ile geçinirken Rauf Hayri Bey, bir şehbenderliği sırasında karıştığı kaçakçılıktan dolayı tevkif edildi. Hatice Sultan, bundan sonra, yarı aç yarı tok yaşayarak hayatını Lübnan’da yokluk içinde tüketti. Kemaleddin Bey’den ise sürgünden döndükten sonra bir daha haber alınamadı.

Fotoğraf: Ortaköy’deki Hatice Sultan Yalısı ile Naime Sultan yalıları komşuydu. Hatice Sultan bu yalıda otururken, yandaki yalıda kuzeniyle evli olan sevgilisi Kemaleddin Paşa’yla mektuplaşıyor, kendisini hatta yalısına alıyordu. Naime Sultan yalısı daha sonra bir yangında kül oldu.

ÜNLÜ YAZAR LATİFE HANIM’IN AMCASIYDI

Mustafa Kemal Atatürk’ün, boşandığı eşi Latife Hanım’ın da amcası olan Halid Ziya Uşaklıgil, 1866’da İstanbul’da doğmuştu. 20 yaşında gazetelerde yazıları çıkmış, daha sonra da roman denemelerine başlamıştır. 1893’te 27 yaşındayken İstanbul’a gelip Servet-i Fünun’a katılarak edebiyat çalışmalarını artıran Halit Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde görev aldı ve Son Posta gazetesinde yazılar yazmıştır. Halit Ziya Uşaklıgil, Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı olarak kabul edilir. Servet-i Fünun döneminde roman ve hikáye türünün en önemli ismidir. Eserlerinde realizm ağırlıktadır. Abdülhamid devrine, İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere 3 devre şahit olan Uşaklıgil, 1945’te hayatını kaybetmişti.

ROMANIN KAHRAMANLARI BİHTER, BEHLÜL VE ADNAN BEY’Dİ

Uşaklıgil’in 1898-1900 yılları arasında kaleme aldığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilmişti. Sağlam bir yapısı ve tekniği olan eserde, dönemin zenginlerinden iki çocuk babası Adnan Bey’in ilk eşini kaybettikten sonra kendisinden yaşça küçük Bihter ile evlenmesi ve Bihter ile Adnan Bey’in yeğeni olan Behlül’ün arasında başlayan ilişki çevresinde yaşananları konu alınıyordu.

patronlardünyası.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir